24 Temmuz 2010 Cumartesi

Karşı Komşum: Hasta Bir İhtiyar

Salonda yürürken karşı apartmanın ikinci katı dikkatimi çekti. Bir oturma odasının perdesi açıldı yaşlı olduğu belli olan birisi tarafından, hafif kambur. Salonun perdesini hafifçe kaldırıp oraya baktım. Yeşil bir pijama var üzerinde; kışlık, koyu yeşil. Saçları tamamen dökülmüş. Yüzü şiş gibi geldi, kanser galiba, kemoterapi gören bir kanser hastası. Sallana sallana yürüyor, biraz da ağır ağır. Oturduğu zaman perdenin arkasında kaldığı için göremiyorum ama çok da oturmuyor zaten; oturamıyor. Birkaç kere dolaştı küçücük odada. Tıpkı bir kanser hastası gibiydi. Her oturduğunda acaba bir daha kalkar mı, diye bekledim pencerenin önünde. Kendimi bir an insancıklardaki yaşlı adama benzettim. O da bir genç kızın perdesini gözlüyordu ama onlar birbirlerinden haberdardılar ve yaşlı adam hastaydı. Her ne kadar özne ve nesne değişse de ;bu sefer de yaşlı adam hasta ve zor hareket ediyor. Kendini eve kapatmış. Zaten bir yan odanın ve onun yanındaki odanın da güneşlikleri sıkı sıkı çekilmiş. Yıllardır açılmayan bir odayı andırıyor yan oda, Tanpınar' ın bahsettiği "çocukların odası". Tıpkı bir hayalci gibi yaşlı insanlar da kasten daraltıyorlar hayatlarını galiba.
Acaba ben bir hayalci olduğum için mi yaşlı hissediyorum kendimi? Tıpkı anılarıyla yaşayan bir yaşlı gibi. Anılarla hayaller karıştı birbirine... Yaşlılar da hayal kurarmış!!!

***
Ben bunu yazdıktan birkaç gün sonra perdeler kısa bir süreliğine açıldı. Yaşlı adamın eşi- kısacık gür saçları olan, muhtemelen yetmişlerini sürüyor o da, hafif topluca, pamuk gibi bir kadın- oturma odasının penceresinden sokağı izledi biraz ve sonra tam camın karşısına düşen tek kişilik koltuğa oturdu... Bir şeyler söylüyordu eşine... Kim bilir belki anılarından söz ediyordu belki de hayallerinden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder