22 Mart 2012 Perşembe

Dünya da Beni Tutsun

Eşyaların, mekânların, renklerin, kokuların, her türlü şeyin farklı çağrışımları oluyor insanda. Bir koku beş yıl öncesinde gezdiriyor sizi, bir insanın peşinde; bir mekân çocukluğunuzda; bir renk unutulmaz bir anda… Henüz 4 yaşındayken oynadığınız bir eşyayı görmek, fotoğrafta bir yüzle karşılaşmak, tanınmayan birinden tanıdık bir söz duymak… Alıp götürüyor hepsi insanı, biraz yaşadığını hissettiriyor biraz da yaşlandığını… Peki ya bağlanmak bunlara, bir insana bağlanır gibi bağlanmak. Onun sizde yer edinmesinin bir mesele olmaktan çıkıp, sizin onda bir yer edinme çabasında olmanız. Nasıl mı, mesela yeşil sizi sevsin istiyorsunuz, size bir yer ayırsın, başka insanlara ayırdığından farklı bir yer, eğer varsa tabi yer ayırdığı başka insanlar. Sonra, haftanın belirli günleri uğradığınız mekânlar vardır, sizin değil bir sevdiğinizin odası mesela, işte uğramayınca özlesin beni oda diye geçiyor içinizden, masasının üzerindeki çikolatalara saldıran birisinin yokluğunu hissetsin, koltuklarında aradığı bir sıcaklık olsun ve raflarında gezinen bir ses… Size ait olamayacağını bildiğiniz şeylere siz ait olmak istiyorsunuz kısaca, mesela önünden gelenin geçenin eksik olmadığı bir bank. Hep birisini, bazen de birilerini beklemişsinizdir o bankta, ama artık o birileri geçmeyecektir oralardan ve bilirsiniz bunu, yine de oturursunuz bankta, alışkanlık? Hayır, alışkanlık değil bunun adı, totem gibi bir şey ama daha da fazlası. Dünyayla iletişimimi sadece insanlar üzerinden kurmak istemiyorum ben, bu kadar küçük bir dünyam olsun istemiyorum demek gibi bir şey bu. Herkesi özleyen biri vardır o küçük dünyasında ama herkesi özleyen bir oda, bir yeşil, bir turuncu, bir koku ve sık sık dokunduğunuz bir kapı kolu-sizin odanızın kapısına ait olmayan- var mıdır acaba? Evet, size ait olamayacağını bildiğiniz bir şeyin, birinin (ki herkesin) bir parçası olma isteği. Allah’a ait olduğunu bildiğimden mi bu kadar düşkünüm masivaya, yoksa bana ait olamayacağını bildiğimden mi? Belki de sadece iletişime geçmek istiyorum sahibiyle, ne kadar çok yolum varsa ona giden o kadar mı çok yaklaşırım acaba? Ya da sadece şahdamarını bulamayan birinin O’nu masivada araması. Olsun, hiç yoktan iyidir, en azından düşecek kadar yükselirsin ve kısmet, belki de düşmek üzereyken buluverirsin onu. Sen yer ayıramasan da, tutunamasan da ona, son anda o yakalayıverir seni, hep istediğin gibi. Bir yeşil’in, bir kokunun beni özlemesini beklerken tutunmaya çabaladığım dünya tusun istiyorum beni. Ölüm benim derdim olmasın ben ölümün derdi olayım, ne kaçayım ondan ve ne de onu arayayım, gelsin eliyle koymuş gibi bulsun beni, yormasın, üzmesin… Ölüm de dünyadan, o beklesin beni, bekleyen ben olmak istemiyorum. Hepsi senin, sen özle beni, konuşmasam da anla, yorma, unutsam da sen unutma,  isyanımı dua say, adaletine değil merhametine sığınıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder